Her YaŞta
agesa-logo

Bir Ömürlük Hayal: KASEV

 Bir Ömürlük Hayal: KASEV

KASEV yıllar içinde büyüyen, büyüdükçe pek çok insana umut olan bir yer. Kadıköy Sağlık Eğitim Merkezi Vakfı adıyla kurulan, daha sonra bir dinlenme evini de faaliyete sokan Vakfın başkanı Dr. Kamil Çetin Oraler gençlik yıllarından beri düşündüğü projeleri hayata geçirmekle kalmamış, Türkiye’de yaşlanma çalışmalarına da önemli bir katkı sunmuş. 

Yaşlandığınızda nasıl bir yerde yaşamak istersiniz? Çok az sorulan bu soruyu, Dr. Kamil Çetin Oraler ilk gençlik yıllarından beri düşünüp, cevaplamaya çalışmış. Yıllar içinde sağlık sektöründe pek çok hizmet veren ve Kadıköy’de Kadıköy Sağlık Eğitim Merkezi Vakfı’nı kuran Oraler, Başhekimliği’ni de yürüttüğü bu Merkezde insanların da benzer bir dertten muzdarip olduğunu anlamış. 1980’li yıllardan itibaren, yaşlılık ve yaşlanma çalışmalarına bir katkı yapmak için verdiği uğraşlar nihayetinde KASEV’in kurulmasına ve dinlenme evinin açılmasına ön ayak olmuş. Türkiye’de örnek bir model olan dinlenme evi, Japonya halkının bile desteğini alacak kadar tanınmış. Çalışmaları ve gayretiyle Sabancı Vakfı’nın Fark Yaratanlar Programı’na seçilen Oraler’le dinlenme evinin kurulma sürecini ve yaşadıklarını konuştuk.

Yaşlılık ve yaşlanma kavramları üzerine uzun yıllardır çalışıyorsunuz. Bu konularla yolunuz nasıl kesişti? 

Ben 83 yaşındayım, mikrobiyoloji uzmanıyım. Hayatımın 43 yılını yaşlanma çalışmalarına ayırdım. 15 sene boyunca Milli Eğitim Kadıköy Sağlık Merkezi’nde Başhekimlik görevini yürüttüm. Kadıköy’de sağlık hizmeti verirken bir vakıf kurduk. 12 Eylül sonrasıydı, dernek kurmakla ilgili sıkıntılar vardı, vakıf kurmak zorunda kaldık. Vakfın adı Kadıköy Sağlık Eğitim Merkezi Vakfı’ydı, yani kısaca Kasev. O dönemde 61 kurucu da bana katıldı. İnsanların isteğiyle kuruldu bu vakıf, hep beraber bir çalışmaya başladık. KASEV’in kurulmasının temelinde insanların “Bize kalacak bir yer yap” talebi vardır. Kuruş kuruş toplayarak bağışlarla, hizmet verdiğimiz öğretmenlerin, insanların çabasıyla böyle bir girişim başladı. 1984’lerde attık temelini. 14 Kasım 1986’da da bu vakfı kurduk. O günden itibaren de her gün günlük tuttum. 760 kitap oldu. Onların satışından elde ettiğimiz gelirle buradaki yaşlılarımıza hizmet veriyoruz. Kuruş kuruş toplayarak, gerçek bir vakıf gibi çalışıyoruz. 

Bir dinlenme evi açmak fikri nasıl şekillendi?

1986 dönemine kadar bir beş sene kadar hazırlık yaptık. Ama bu günlerin temeli çok önceden atıldı aslında. Mikrobiyoloji uzmanı olarak 1970’de Fransa’ya Institut Pasteur’a gönderilmiştim. Orada AIDS aşısı için çalışmalar yapılıyordu, kısa bir süre oraya katıldım, katıldığım zaman da mali durumumuz müsait değildi, beni gittiğim yerdeki idareciler bir ailenin yanına misafir koydular. Aile Musevi ailesiydi. Meğerse 2. Dünya Savaşı sırasında bu aileye Türkiye pasaport vermiş ve hayatlarını kurtarmış. Türkleri çok seviyorlardı. Onların evinde kalıyordum. Anneleri de emekli olmuştu, huzurevindeydi. “Birlikte ziyaret edelim mi?” dediler ve bu sayede çok enteresan bir yere götürdüler beni. 

O zamana kadar böyle bir tesis görmüş müydünüz? 

Ben o zamana kadar huzurevi denilince yalnızca Darülaceze’yi görmüştüm, o da 1960’larda, öğrenciyken. Ailemde de fazla yaşlı olmadığı için, yaşlılarla bir tecrübem de yoktu. İlk temasım aslında Darülaceze’de olmuştu. Bir yere girmiştik, 10 kişi yatıyordu. Çok hasta durumda olanları vardı, iyi durumda olanları vardı. Enteresan bir durumdu. O zaman da genç biriydim. “Hanımefendi nasılsınız” demek istedim. Bakıcı kadın “O Yıldız Sarayı’nda doğmuş bir hanımdır” dedi. Şaştım kaldım. O dönemin koşullarında çok iyi bir ortam yoktu. Aradan 10-12 sene geçtikten sonra Fransa’da, İsviçre’de, Avusturya’da başka huzurevlerini gördüm. Görmek için gitmedim ama tesadüfen yolum oralara düştü. Orada gittiğim huzurevlerinde içerden kahkaha sesleri geliyordu, müzik sesleri vardı. Aklımda başka bir yaşlılık imajı vardı. Bir odaya girdik, orada birileri pasta yapıyordu. Sene 1970. Ben de o zaman 38 yaşındayım. Ertesi gün doğum günü varmış, onun için hazırlanıyorlarmış. Bu tabloyu görünce şaşırdım. Oradan broşürler aldım. Bugün, buranın temelinde oralarda gördüğüm şeyler de var. Hobi bahçesi, sosyal faaliyetlerin yapıldığı atölye, kafeterya, yani orada gördüklerimi Türkiye’de “Hadi bir tesis yapalım” dediklerinde kullandım.

Tesis yapma fikri nasıl ortaya çıktı? 

Bize hasta olarak gelen öğretmenlerden, yaşlılardan geldi talep. “Kamil sen bu işe önayak ol” dediler. O zamana kadar yaptığım işleri görmüşlerdi, bana inandılar. Ben de böyle bir faaliyeti hayata geçirmek istedim. Arsa aramaya başladık. O dönemde para verip arsa alacak durumumuz yoktu. Gittiğim her yerde benden proje istediler. Oturdum, bir kağıt üzerinde İsviçre’de, Fransa’da, Avusturya’da gördüğüm yerlerden ilham alarak bir arazi üzerine bir tesis düşündüm. Biz Türkiye’de karıştırıyoruz. Dünyada huzur evi kavramı kullanılmaz aslında. Nursing Home diye bir kavram vardır. Orada bakıma muhtaç insanlara hizmet verilir. “Sağlıklı yaşlılar geldiği zaman ne olacak?” diye düşündüm. O yüzden dinlenme evi lafını buldum. Yaşlı hastalıkları için geriatri merkezi Türkiye’de hâlâ yok. 10 sene sonra Türkiye’de 20 milyon yaşlı olacak, bunu hep dile getiriyorum. Bu merkezi tasarlarken, hastalıklı yaşlıların dışında sağlıklı yaşlıların yaşlılıktan doğan sorunlarının çözümü için gerontoloji merkezi, bakım evi, acil durumlarda müdahale edebilecek bir yer, çalışanlar için bir lojman da hayal ettim. Bunların ortak mekanlarında çalışacaklar yer, hobi alanı, sinema salonu. Sonra bir mimar tarafından çizildi. Yazıya döktüm. Bayındırlık Bakanlığı’na gittik, bir model istedik, orada model olarak ortada boşluğu olan bir bina modeli çıkardılar. Almanya’da 2. Dünya Savaşı sırasında yapılan bir bina. Bizim aklımızdan geçen aydınlık, çevresinde alan olan, güneş alan, ferah bir mekandı. Bize önce Kavacık’ta yer gösterdiler ama ben Boğaz çocuğuyum, Kuzguncuk’ta doğdum. Oraların kışın ne kadar soğuk olabileceğini biliyorum. “Başka bir yer olmaz mı?” diye sorduk. Sonra bize burayı tahsis ettiler. İlk geldiğimizde karşımızda kiremit fabrikası vardı. Burada atlar dolaşıyordu o zaman. Geldik, çok da sevdik. Arsa işini böylece çözdük. 

Bina haline nasıl getirdiniz? 

Benim niyetimi duyan herkes yardımcı oldu. Kuruş kuruş para topladık, piyangolar, kermesler düzenledik. Projemizi İl Özel İdaresi’ne sunduk ve Özel İdare olarak tahsisini sağladılar. Bu arsanın üzerine dinlenme evi, huzurevi, bakımevi, rehabilitasyon merkezi, geriatri hastanesi ve bunu tamamlayan diğer hizmet birimlerinin yapılması için, yani yaşlılık kampüsü yapılması için tahsisine karar verildi. Kaydı bu, başka amaçla kullanılamaz. Sene 1989-90. Binayı inşa ettiğimiz zamanlarda o kadar ilginç şeyler yaşandı ki. Japon halkı bile bize yardım etti, 40 odayı döşediler. Bina inşa edilmeden önce deprem riskine kadar her faktörü göz önünde bulundurduk. Yapmadan önce araziyi kontrol ettirdik. Biz burayı yaparken emanetçi olduğumuzu unutmadık. Bizden sonra da bu binayı kullanacak olanlar düzgün bir binayla karşılaşsın istedik. Gönüllülük çok önemli bir sistem, burada onu oturttuk. 36 senedir bir aradayız burada. Çok farklı düşünen insanlarla bir aradayız. Çünkü hedefimiz ortak.

Ne kadar sürede tamamladınız binayı? 

Binayı yapmadan önce mühendisler geldi, mimarlar geldi, arsayı inceledi. İTÜ’ye gittim, deprem konusunda bir hocayla görüşmek için başvurdum. Bana yardımcı oldular, deprem haritalarını çıkardılar. Bizim bulunduğumuz noktayı incelediler, bize bina yapımında nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlattılar. “Nervürlü demir kullanarak inşaat yaparsanız, riski azaltırsınız” dediler. Alacağım beton markasına kadar söylediler. Ereğli Demir Çelik Fabrikası’na gittim. Fabrika tam o zaman özelleştirilmişti. Ellerinde mal kalmamıştı ama bizim giriştiğimiz işi öğrenince kalan cürufları değerlendirdiler, nervürlü demir haline getirdiler. Buraya kadar teslim ettiler. Böyle böyle inanılmaz bir mücadeleyle bu binayı yapmaya başladık. Sene 1994 oldu. Bu arada insanlar buraya gelmek için evlerini bağışladılar. Yokluklarla imkansızlıklarla mücadele ederek, inşaati tamamladık ama hâlâ bir sürü eksiğimiz vardı. Kadir Has’a gittik, inşaatimize davet ettik. 1994’te geldi ziyaretimize. Çatımız henüz yoktu. Eski naylonlar buldum Tersane’den. Naylonları gerdim, halılar serdik yere. Salonda 300 kişi ağırlayacak yeri hazırladık. Sonunda herkesin katkısıyla, toplumun katkısıyla olan bir tesisin tamamlanmasını sağladık. Cumhurbaşkanı o zaman Süleyman Demirel’di, çağırdık. 250 kişilik tribün kurduk, kırmızı halı serdik. Sulu kar yağıyor, 12 Aralık 1996 tarih. Kurdele kesildi, açılış yapıldı, kapı açıldı. 

Böylece başladınız mı faaliyete?

Hayır. Herkes gitti, biz geride kaldık. Burayı açtık ama faaliyete sokamadık. Bir eski battaniyle bir yıl boyunca burada kaldım. Bir sürü eksiğimiz vardı, telefon bile henüz bağlanmamıştı. Aşağıdaki okula gidip gelip telefon görüşmelerimizi yapıyorduk. Odalar tek kişilik düşünüldü, banyosu tuvaleti içinde. Hepsine eşya lazım. Bir sene burada gece gündüz eşi dostu arayarak, yataktı yorgandı çarşaftı toparladık. Burasını yerleşime 15 Haziran 1997’de açabildik. Bir pazar günüydü, bir hafta önce pankreatit olmuştum, ben hastanede yatarken, burası açıldı. 23 senedir hizmet veriyoruz.

Japon halkının size yardım etmesinin hikayesi nasıl oldu? 

Anladım ki ben Türkiye’de yaşlılığı çok ciddiye almıyoruz.Yaşlılık genel bir kavram. Her yaşlı kendine göre bir yaşlı. Buraya geldiğinde herkes sağlıklıydı. 60 yaşında, 65 yaşında. Şimdi 80 yaşına geldiler. Burada 112 yaşında insan da yaşadı, 107 yaşında insan da yaşadı. 90’larını süren insan çok. Bunlar sağlıklı. Ama yaşlıya her an bir şey olabilir. Felç gelebilir, beyin kanaması, parkinson, demans. Gece uyurken yataktan düşebilir. Bahçede dolaşırken kemiği kırılabilir. O zaman bu dinlenme evine yaşlılarına tam hizmet verebilmek için bakım bölümü kurmak gerekiyor. Aşağıda bahçe katları vardı, bakım bölümünü döşememiz gerekiyordu. Hastalananlar hastaneye gidiyor, yine buraya dönüyor. Burası bakım hizmeti de veriyor. Ancak bu merkezin yardıma ihtiyacı vardı. Günlerce düşündüm. En nihayet bir arkadaşım, “Kamil sen güzel mektup yazarsın, yazsana birilerine” dedi. Ben de düşündüm taşındım, bir gece Japon halkına Türkçe bir mektup yazdım. Beş sayfa boyunca yaptıklarımızı anlattım. Ertesi gün mektubu Japon Büyükelçiliği’ne gönderdim. Tabii kimse bu mektuptan bir sonuç çıkmasını beklemiyor. Aradan bir zaman geçti, aradılar, “Ziyarete gelebilir miyiz” dediler. Gelip gittiler, bir süre yine ses çıkmadı. Aylar sonra bir mektup geldi, “Biz Türkiye’de dinlenme evlerinin nasıl olduğunu bilmiyorduk, onun için geldik gördük, güzel şeyler yapmışsınız. Kaldı ki siz Japon halkına mektup yazmışsınız, biz bu mektubu Japon televizyonunda paylaştık. Çok ilgilendiler, Japonya’da sokaklara kumbaralar konuldu, 90 bin dolar biriktirildi. Bu parayla 40 odanızı döşeyeceğiz” diyorlardı. Sevinçten delirdik. 40 tane yatak, yemek masası, eşyalar. Bizi protokol yapmak için çağırdılar. Büyükelçi’nin evine misafir olduk. İmzaları attık, odalar döşendi. Sonrasında Japon misafirlerimiz de oldu. Burada kalanlarla beraber origami yaptılar. Sevgi bağının dili yok. Hiç dil bilmeden bir sürü Japon ağırladık. 

23 yılda neler yaşandı, neler değişti?

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar ödülüne layık görüldük. Gönüllü faaliyetlerimizle bu ödülü aldık. Bir çok insan bize yardımcı oldu, hâlâ oluyor. 400’e yakın çalıştay, panel, sempozyum düzenledik. 2004’te Kadir Has Üniversitesi’nde yaşlı hakları konusunda çalışma yaptık. O zamanlar yeni konuşulmaya başlanmıştı bu konu. Yaşlı hasta hakları, yaşlı tacizi konusunu konuştuk. Eskiden bu konu hiç konuşulmazdı. Ruh sağlığı hekimleri, pedagoglar çıktı. Bu konuda yaşlılarımızı eğitmemiz lazım, gençlerimizi eğitmemiz lazım. Şu anda 130 kişi kapasitemiz var. 

Burada kalmanın koşulları neler? 

Belli kriterleri sağlayan herkes alınıyor. Eczacılar Odası’yla, Tabipler Odası’yla, Barolarla görüşüyoruz. Onların üyelerinden gelip kalanlar oluyor.  Bizi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı denetliyor. Buraya bir insan ilk geldiğinde bir hafta 10 gün gözlüyoruz. Yürümekte zorlanıyorsa, ilaçlarını almakta güçlük çekiyorsa, ara bakım bölümü dediğimiz yere naklediyoruz. Durumu kötüleşirse, bakım bölümüne alıyoruz. Eksiğimiz ne? Buraya palyatif bakım verecek bir bakım evi yaptırmamız lazım. Arazimiz müsait. 

Pandemi süreci burayı nasıl etkiledi? Nasıl tedbirler aldınız?

19 aydır karantinadayız. Bütün imkansızlıklara rağmen yaşlılarımızı korumaya çalıştık. Ben mikrobiyoloji uzmanı olmamın faydasını gördüm bu süreçte. Daha Ocak ayının 20’sinde haberleri okuyunca, içeriye grup almayı kestik. Hatta girişe de maske koyduk, girenler maske kullandı. Ondan sonra burada tek toplantı 14 Şubat’ta oldu. Karantina gelmeden, karantinaya girdik. Gezileri iptal ettik. Aşılar gelince hepimiz aşı olduk. 

 

Güncel HER YAŞTA Röportajlar

Diğer Öneriler