Hayatı yakalama tutkusu: Fotoğraf

Dünyaya bir deklanşörden bakmak, anı yakalamak ve onu dünyanın bir ucundaki insanlarla paylaşabilmek. Fotoğraf, dünyanın sınırlarını kaldıran, insanları birbirine yakınlaştıran, mesafeleri azaltan bir buluş. 1826’dan beri hayatımızda ve sayısız fotoğrafçı sayesinde, nice mutluluklara da felaketlere de ortak olduk. 19 Ağustos, Dünya Fotoğraf Günü ve her ülkeden fotoğraf tutkunlarınca kutlanıyor. 

Fotoğraf keşfedildiği günden bu yana insanlığın en büyük tutkularından biri oldu. Kara kutuyla başlayan macera bugün cep telefonlarıyla sürüyor. Sadece fotoğraf üzerine paylaşım yapan sosyal medya uygulamaları olduğu gibi, artık yine sosyal medya sayesinde foto muhabirliği de sosyal medya üzerinden gerçekleştiriliyor. 

Fotoğraf fikrinin temellerini atan 965-1030 yılları arasında yaşayan ünlü İslam optik bilgini Basralı El-Hasan. Bugün ilk fotoğraf makinesi olarak kabul edilen Karanlık Kutuyu kullanan El-Hasan’ın bu buluşu, 1820 senesinde kimyasal fotoğrafçılığın keşfedilmesine de ilham vermiş. İlk kalıcı iz bırakan fotoğraf Fransız mucit Nicéphore Niépce tarafından 1822 senesinde üretiliyor ancak bu fotoğraf maalesef bugüne ulaşamamış. Louis Daguerre gümüş bir levha üzerine kendi bulduğu fotoğraf çekme tekniğiyle (dagereotip) görüntü kaydedebilmeyi başaran ilk isim. İlk fotoğrafını da 1826 yılında çekmiş. Fotoğrafın bir buluş olarak tescillenmesi 19 Ağustos 1839 günü olduğu için bugün “Dünya Fotoğrafçılık Günü” olarak kutlanıyor. 

Fotoğraf makinelerinin gelişimiyle beraber fotoğrafçılığın dünyaya yayılması çok hızlı bir sürede gerçekleşiyor. 1839’dan bu yana etkinliğini sürdüren analog makinelerse, dijital makinelerin çıkmasıyla beraber azaldı ve bitme noktasına geldi. Şu anda dijital kameralar hiç olmadığı kadar yaygın. Burada trajikomik bir anektod düşelim: Kodak firmasının iflası tam da bu dönüşüme denk geliyor. Kodak, ilk dijital fotoğraf makinesini icat eden ve patentini alan firma olmasına rağmen dijital fotoğraf makinesinin fotoğrafçılığı öldüreceğini ve kendilerine zarar vereceğini düşünüp kullanmadı ve uzak durdu. 2012 yılında iflasını açıkladığında 7 milyar dolara yakın borcu vardı.

Fotoğrafı sanat yapanlar

Türkiye’den çıkıp dünya çapında bir fotoğrafçı olan Ara Güler, yıllar sonra verdiği röportajda fotoğrafı neden sanat olarak görmediğini şu sözlerle anlatıyor:

“Fotoğraf realitenin parçasıdır. Mesela sinema sanattır ama fotoğraf sanat değildir. Neden? Çünkü sinemada rejisör diye bir adam vardır, aktör diye bir adam vardır. Mizansen vardır. Aslında yoktur öyle bir sahne. Rejisör ve kameramanın işbirliği ile kurulan bir sahne vardır. Lokomotif geçer, aktör silahını çıkarır tak diye ötekini vurur. Sinema sinemadır, imajinasyon vardır ve yalandır. Yalandan doğar. Sanat yalandan doğar. Ama fotoğraf hakikattir. Hakikatin kopyasıdır. Hakikatin parçasıdır, sanat olamaz.”

Ara Güler, İzzet Keribar, Gökşin Sipahioğlu, Coşkun Aral fotoğraf deyince ilk aklımıza gelen isimler. Çektikleri fotoğraflarla pek çok tarihi kişiliği ve olayı kayıt altına alan bu isimler, dünyada da fotoğraf konusunda akla gelenler arasında.

Çektiği karelerle Türkiye tarihine ışık tutmakla kalmayan, çok ünlü sanatçıları da fotoğraflamayı başaran Ara Güler’in, ömrü boyunca 2 milyondan fazla kare çektiği biliniyor. Bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ​​Aphrodisias Antik Kenti’nin keşfedilmesini sağlayan Ara Güler’in bu başarısının altında Anadolu’yu karış karış gezmesi yatıyor. İstanbul fotoğraflarıyla tanınsa da, Güler, 1958’de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevini de yürütmüş. 1961’de Birleşik Krallık’ta yayınlanan Photography Annual, onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımlamış. Aynı yıl Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği’ne kabul edilen Güler, bu kuruluşun Türkiye’den tek üyesi. 1962’de Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” unvanının da sahibi. 

Güler’in portrelerini çektiği isimler arasında İsmet İnönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso gibi isimler var. 

Coşkun Aral da özellikle savaş alanlarında yaptığı çalışmalarla ünlenmiş bir gazeteci. Basın fotoğrafçılığı mesleğine 1974 yılında Günaydın ve Gün gazetelerinde başlayan Aral’ın ismini duyurmasına sebep olan olay, 1977 yılı 1 Mayıs’ı. Sipa Press ajansı vasıtasıyla bu fotoğrafları dünyada ses getirmiş ve Time, Newsweek dergilerinde yer almış. 14 Ekim 1980 günü kaçırılan bir uçakta dünyada ilk kez hava korsanlarıyla bir röportaj gerçekleştirerek Türk ve dünya basınında adından söz ettiren Aral, Lübnan, İran, Irak, Afganistan, Kuzey İrlanda, Çad ve Uzakdoğu’da meydana gelen savaşları görüntüleyen nadir gazetecilerden biri. Aral, dünyanın da en iyi savaş fotoğrafçılarından.

Bir diğer ünlü fotoğrafçı hikâyesiyle öne çıkıyor: İzzet Keribar uzun yıllar farklı işlerle ilgilendikten sonra fotoğrafçılığa dönen bir isim. 1936 doğumlu Keribar, 1980 yılından sonra profesyonel olarak fotoğrafçılık yapmış. 44 yaşında başladığı bu yeni kariyerinde yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda fotoğraf sergisi ve dia gösterisi gerçekleştirmiş. Keribar, Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafından 1985 yılında A.Fiap (Sanatçı), 1988 yılında da E.Fiap (Ekselans) unvanlarını almış, aynı zamanda Fransız Kültür Bakanlığı’nca Legion d’Honneur nişanına layık görülmüş bir isim.