Her YaŞta
agesa-logo

Kadın Mücadelesinin Günü: 8 Mart

 Kadın Mücadelesinin Günü: 8 Mart

Ayrımcılık dünya tarihi kadar eski bir sorun. Sık sık karşımıza çıkıyor, hayat içinde bize duvarlar örüyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, en güçlü ayrımcılık türlerinden birine “Dur” diyen, kadınların hayatın her alanında var olması için sesini yükselten bir gün. Kadınlar cinsiyet ayrımcılığıyla karşılaşırken, bir de yaş ayrımcılığına da maruz kalıyor, yaşları nedeniyle çeşitli fırsatlardan yararlanmaları engelleniyor. 

Sanayi devrimi o güne kadar iş gücü olarak görülmeyen kadınların fabrikalarda, üretim tesislerinde, ofislerde görünür hale gelmesine önayak oldu. Kadınların görünmeyen emeğinin görünür hale gelmesi, beraberinde tartışmaları da getirdi. Patronlar o güne kadar ucuz bir emek olarak çocuklarla eşit gördükleri kadınların fabrikalarında sosyal hak talep etmesini komik bulurken, devletler bu yönde gelen talepleri değerlendirmiyordu.

Özellikle fabrikaların geliştiği Almanya, İngiltere, ABD çok sayıda greve ve protestoya şahitlik etti. 8 Mart 1857 yılında erkeklerle eşit ücret talep eden kadınlar New York’ta protestolar düzenlemeye başladı. O protestolar sırasında yangın çıktı, bir gömlek fabrikasının önüne kurulan barikatlar yüzünden fabrikadan çıkamayan 129 kadın işçi hayatını kaybetti. Kadın işçilerin uğradığı insanlık dışı muamele, eşitsiz çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri bu olayla dünya çapında yankı uyandırdı. 

Ancak kadınların verdiği mücadelenin meyvelerini vermeye başlaması çok daha uzun bir tarihin sonunda mümkün olabildi. Danimarka’da düzenlenen toplantıda Clara Zetkin’in önerisiyle 1857 yaşanan bu olay milat kabul edildi ve “Dünya Kadınlar Günü”nün temeli atıldı. 

Cinsiyet ayrımcılığı en basit tarifiyle bireylere cinsiyetlerinden kaynaklanan bir dışlama, kısıtlama anlamına geliyor. Kaynaklara ve fırsatlara ulaşmada eşitsizlik, şiddet, temel hizmetlerden yararlanmada yetersizlik, çalışma yaşamında yer alamama, siyasette kadının sınırlı olarak yer alması bu ayrımcılığın en önemli özellikleri arasında. Kadınlar toplumda cinsiyet ayrımcılığıyla karşılaştığı gibi, ırk, dil, din, yaş ayrımcılığına da erkeklerden daha çok maruz kalıyor. Bu anlamda kadınların başlattığı bu hak mücadeleleri de daha çok yankı uyandırdı. 

Montgomery Otobüs Eylemi yankı uyandıran eylemlerden biri. 1955 yılında Alabama eyaletinin Montgomery şehrinde terzi olan Rosa Parks’ın tutuklanmasıyla başlayan eylemler kısa sürede tüm ABD’ye yayıldı. Park otobüsteki yerini beyaz bir erkeğe vermeyi reddettiği için Montgomery’de ırk ayrımı yasalarını ihlal etmekle suçlanıyordu. Rosa Parks kadınlara yönelik ırk ayrımcılığının teşhir edilmesinde ve değişiminde büyük rol oynadı.  

Türkiye’de kadın hakları mücadelesinin tarihi de bilinenden çok daha eskiye dayanıyor. Şirin Tekeli bu tarihi şöyle özetliyor:

“Türkiye’de kadın hareketi 1980’lerde başlamadı. Biz bunu seksenli yıllarda keşfetsek de, Türkiye’de kadın hareketinin geçmişi hayli eskidir, yüzyıldan önceye gider, Osmanlı’nın son döneminde başlamıştır. Batılı kız kardeşleriyle ilişki ve etkileşim içinde olan Osmanlı büyükannelerimiz, 1870’lerden başlayarak, söz söyleme hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı ve aile içinde saygın bir yer edinme hakkı -poligaminin ilgası, tek taraflı bir erkek hakkı olan boşanmanın kısıtlanması- için mücadeleye başladılar. Kendi adlarıyla risale ve romanlar yazdılar, gazetelere okur mektupları gönderdiler, kendi dergilerini çıkardılar, erkeklerle polemiklere giriştiler, dernekler kurdular. Tanzimat bağlamında devlet katında yapılan reformları savunsalar da, dönemin reformcu erkekleri kadın hakları konusunda tutucuydu, Osmanlı değerlerini kadınlar üzerinden muhafaza etmeye çalışıyorlardı. Kadınlar, kendi adlarına konuşarak bu tavrı çok ciddi olarak eleştirdiler.”

Kadınların Milli Mücadele’de aktif rol oynaması, Kurtuluş Savaşı’nın bir öğesi olması, Cumhuriyetin kuruluşunda da yer almalarını sağladı, seçme ve seçilme hakkı Türkiye’de pek çok ülkeden önce ulaştı. 

Türkiye bugün kadına yönelik ayrımcılık ve şiddet konusunda çok iç açıcı bir tabloya sahip değil. 2021’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü araştırması, Türkiye’de her 10 kadından 4’ünün yaşamının bir döneminde şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. Buna göre çocuk yaşta evlenenler cinsel, fiziksel, duygusal olmak üzere şiddetin her türüne maruz kalırken, çocukluğunda cinsel istismara uğrayanların oranı yüzde 9’u buluyor. Boşanmış veya ayrı yaşayan kadınların yüzde 75’i ise fiziksel şiddet mağduru.

Türkiye’de kadınlar iş hayatında da eşitsizlikle karşı karşıya. DİSK Genel-İş Emek Araştırma Dairesi’nin (em-ar) Kadın Emeği Raporu’na göre kadın işsizliğinde OECD ve Avrupa ülkelerinin ortalamasının oldukça üstünde orana sahip olan Türkiye’de her 3 kadından 2’si istihdama katılamıyor.

Rapora göre 13.3 milyon kadın ücretsiz bakım emeği verdiği için çalışma hayatına katılamazken her 10 kadından 3’ü kayıt dışı; 1.2 milyondan fazla kadın ise hem yarı zamanlı hem de kayıt dışı çalıştırılıyor. Cinsiyete göre ülkelerin işsizlik oranına bakıldığında; Türkiye’nin kadın işsizlik oranı, birçok ülkeye göre yüksek. Yıllar içerisinde dar tanımlı kadın işsizliği verilerinde de kadınların işsizlik oranlarının daha da yükseldiği ve kadın erkek işsizlik farkının kadınlar aleyhine daha da açıldığı görülüyor. 

İşten çıkarmaların arttığı pandemi döneminde de en çok kadınlar işten çıkarıldı. 2020’de geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 36.6’ya çıktı. Bugün ise her 3 kadından biri işsiz. TÜİK’in 2021 yılı 4. çeyrek verilerine göre, 15-24 yaş arası genç kadın işsizliği 493 bin kişi ile yüzde 27.2 olarak tespit edilirken resmi verilerin iki katına çıkarak 943 bin kişi ile yüzde 42.7 oldu.

Çalışma hayatında toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin önemli bir göstergesi de ücret adaletsizliği.

Türkiye’de erkekler, kadınlara göre yüzde 27.4 daha fazla kazanıyor. En fazla ücret eşitsizliği ise yevmiyeli çalışan erkek ve kadınlar arasında görülüyor. Yevmiyeli çalışan erkekler, yevmiyeli çalışan kadınlara göre yüzde 83.8 daha fazla gelir elde ediyor.

Kadınların ayrımcılığa karşı verdiği mücadele hem Türkiye’de hem dünyada sürüyor. Aradan geçen zamanda pek çok şey değişmemiş gibi görünse de, kadınların mücadele azmi ve dayanışma isteği hâlâ çok güçlü. 

8 Mart Dünya Kadınlar günü kutlu olsun.

 

Güncel Haberler HER YAŞTA

Diğer Öneriler