Öz Şefkati Tanıyor muyuz?

Bir insan kötü bir hata yaptığında ona “Akılsız davranmışsın” der misiniz? Başkalarıyla iletişim kurarken nezaket ve kelimeleri seçme ilk öğretilen kurallardan biri. Oysa çoğumuz, karşımızdaki insanlara gösterdiğimiz nezaketi ve şefkati kendimize göstermiyoruz. Kendinizi suçlamak yerine anlamaya ve affetmeye çalışmak, öz şefkatin ilk adımı. 

İnsanlarla nasıl iletişim kurulacağının eğitimini sosyalleşmeye başlar başlamaz alıyoruz. Peki kendimizle nasıl ilişki kuracağız? İnsan kendine arkadaşlık edebilir mi? Kendinize karşı nazik olmak size ne kazandırır?

İnsanların kendini azarlama eğilimi, hataları karşısında acımasız yargılama yaygın görülen bir sorun. Kendine karşı nezaket gösterme, kendi sorunları karşısında affedici olma pek çok insan için tembellik ya da zayıflık emaresi. Oysa, insanlarla doğru bir iletişim kurmanın da, sağlıklı bir psikolojinin de yolu, kendini yargılarken şefkatli olmaktan geçiyor. 

Sürekli kendini suçlama eğilimi, daha iyisini başarmak için motivasyon ararken önceki işleri aşağılama, gerçekçi olmayan standartlar koyarak onu başarma zorunda hissetme, başkalarına uygun görmediğimiz, söylemeye cesaret edemeyeceğimiz şeyleri kendimize yakıştırma uzun vadede özgüven kaybına ve başarısızlık hissine yol açıyor. 

Öz şefkat kişinin kendisiyle olan pozitif ilişkisini ve kendisine karşı sağlıklı tutumunu tanımlayan bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. “Öz-nezaket”, “ortak insanlık hissiyatı” ve “bilinçli farkındalık” olmak üzere 3 temel bileşenden oluşan öz şefkat sağlıklı bir psikolojinin temellerinden. 

Hataları normalleştirmek

Öz şefkat yalnız ruhsal sağlık için değil, bedensel sağlık için de önem taşıyor. İnsanın kendisine sert davranmaktan vazgeçmesi, hem yaşadığı stresi azaltıyor, hem motivasyon kaybını önlüyor. Başkalarıyla ilişkimizin düzenlenmesi için de bir aşama. 

Öncelikle kulağa garip gelse de, kendimizi sözlü takdir etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. “Bugün zorluklarla iyi başa çıktın”, “güzel çözümler buluyorsun”, “ne kadar akıllıca bir yaklaşım” gibi başkalarına kurmakta güçlük çekmeyeceğimiz cümleleri kendimize de kurmak, ilk başka saçma gelse de, tekrarlandığında olumlu bir motivasyon oluşturuyor. Bunun için öncelikle dilimizi düzeltmeliyiz. “Yine beceremedin”, “hiçbir işin yolunda gitmiyor”, “zaten bu işlerden ne anlarsın sen” gibi cümleleri hayatımızdan çıkartmak, kendimize yargılayıcı şekilde hitap etmemek ilk adım. Ayrıca olumlu cümlelerle kendinize hitap etmeniz, yalnızlık hissini de engelliyor. “Kimse yanımda değil” demek yerine “Ben buradayım ve kendime yetiyorum” güven vererek, öz saygıyı yükseltiyor. 

İnsanların hata yapabileceğini hatırlamak, kendinizi de o bütünün içinde bir parça olarak görmek, ortak insani deneyimi içselleştirmek kendinizi affetmeyi kolaylaştırıyor. Acı çekmeyi insan olmanın normal bir parçası olarak görmek ve bunu kabul etmek de kendinize şefkat hissetmeyi sağlıyor. 

Depresyona davetiye 

Öz şefkat eksikliği depresyona kapı aralıyor. Kendimizi başkalarıyla kıyaslamak, acımasızca yargılamak motivasyonu düşürüyor, tehlikede hissetmemizi sağlıyor. Böylece adrenalin ve stres hormonu olarak bilinen kortizol salgılayarak varlığımızı tehdit olarak görmeye başlıyoruz. Bu süreç bedenin kendine saldırmasına da neden oluyor.

Hem saldıran hem saldırıya maruz kalan kişi olmak, yüksek düzeyde stres oluşturuyor. Bu stresin sonucunda da depresyon tablosu ortaya çıkıyor. Oysa, kendimizi güvende ve rahat hissetmek için elimizden gelenin en iyisini yaptığımızı düşünmek, bizi ideal ruh haline yakınlaştırıyor. Yani şefkat hayatımızı da düzenleyen bir his. Öz şefkat göstererek iç düşman olmak yerine iç müttefik oluyoruz. Şefkatin iyileştirici yönünden faydalanıyoruz. 

Adım adım iyileşme

Öz şefkat öğrenilen bir süreç. Bunun için öncelikle “Ben kendime nasıl davranıyorum” sorusunu yöneltmemiz gerekiyor. Sonrasında şu adımlara dikkat ederek, bu konuda ilerleme sağlayabiliriz: 

  • Duygusal bir acı varsa, bunu reddetmek yerine farkına varmak. 
  • Acıyla başa çıkarken, acımasız bir yaklaşım yerine sıcak bir yaklaşım geliştirmek,
  • Yaşanan sorunları, “Bir tek benim başıma geliyor” diye kişiselleştirmemek, “İnsanlar böyle sorunlar yaşayabilir” diyerek, felakete dönüştürmemek. 
  • Yaşanan olayların, sıkıntıların insan olmanın bir parçası olduğunu bilmek ve bunu bir deneyim olarak kabullenmek. 
  • Herkesin benzer sorunlar yaşayabileceğini hatırlayarak, ortak insanlık deneyimini farketmek. 
  • Daha önce yaşanan acı verici olayların farkında olmak ve onları bir deneyime dönüştürmek. 
  • Eksik olan tarafları düzeltmek için onlarla yüzleşmek, düzeltirken yargılayıcı ve aceleci olmamak, kendimize zaman tanımak.