Zevkli Bir Zorunluluk

Torun bakmak, kimi zaman isteyerek, kimi zaman zorunluluklardan büyükanne ve dedelere devredilen bir mesai. Düzenli olarak bu mesaiyi sürdüren ebeveynler bazen durumdan şikayetçi olsa da koşulları değiştirmenin zorluğundan bahsediyor. Torunlarını seven ama bu zorunluluğun sıkıntısını da yaşayan insanlarla konuştuk. 

Sandviç nesil giderek duymaya başlayacağımız bir kavram. Bu kavram kendinden önceki ve kendinden sonraki kuşaklara bakmakla yükümlü görülen yaş dilimini anlatmak için kullanılıyor. Hem çocuklarının hem de ebeveynlerinin ihtiyaç duyduğu bu nesil, kimi zaman hasta bakımı yapmak zorunda kalıyor, kimi zaman torun.  

Değişen hayat koşulları, şehir hayatında önceliklerin farklılaşması, ekonomik zorunluluklar bazen hayatlarının farklı bir dönemini yaşamak isteyen 50 yaş üstü insanlar için yeni bir mesai tanımı ortaya çıkardı: Torun bakma. Sosyolog Sheida Shirvani’nin sandviç nesil üzerine yaptığı çalışma, genç kuşağın kariyer beklentisiyle beraber bir üst kuşaktan fedakarlık beklentisi içine girdiklerini ortaya koyuyor. Bu kimi zaman ekonomik yükün azaltılması için, kimi zaman yabancılara güvenememekten kaynaklanan bir talep.

Özellikle pandemi süresince çalışan anne babaların sıklıkla karşılaştığı bir sorun kreş ve okulların kapanmasıydı. Bu dönemde en çok büyükanne ve dedelere görev düştü. Torunlarına bakmak zorunda kalan insanlara neler yaşadıklarını sorduk.

Bu bir mesai

“Bazen bir işim oluyor, gidemiyorum. Torunumu yanımda taşımak da istemiyorum. O zamanlarda artık kızım izin alıyor.”

“Torun bakmak hoşunuza gidiyor mu?” sorusuna 61 yaşındaki Müşerref Hanım, “Evet” dese de, bunun bir mesai olmasından rahatsızlık duyuyor. Kızı ve damadı pandemi sürecinde çalışmaya devam ettiği için kreş de kapanınca bu iş ona düşmüş:

“Benim evim aslında kızıma yakın değil. Buraya gelmek için iki araç değiştirmek gerekiyor. Daha önce de torunuma bakmıştım ama pandemi başlayıp okullar kapanınca bu sürekli hale geldi. Özellikle kızımın işi yoğun. Mesai saatleri de yoğunluk olmasın diye değişti ama bu bizim düzenimizi iyice bozdu. Torunumu sabahtan getiriyorlar, akşam bazen gece gelip alıyorlardı. Torunum Ece için ev yalnızca bir yataktan ibaret kaldı. Böyle olunca birimizden birimiz fedakarlık yapmalıyız dedik ve onlar bize yakın bir yere taşındı. Böylece bazen ben, bazen eşim gidip evden alıyor, arada sıkılınca yine onların evinde vakit geçiriyoruz.”

Müşerref Hanım, en çok işi olduğu zamanlarda zorlanıyor:    

“Eşim sürekli ilgilenemiyor. Üç yıl önce felç geçirdi. Ece de 4 yaşında hareketli bir çocuk. Eğer dışarıda, bankada, hastanede işim varsa, mecburen kızım evden çalışmak için izin alıyor. Çocuğu çanta gibi yanımda gezdirmek istemiyorum. Kreşler açılınca durum değişmedi, yine kreşten almak bizim işimiz. Yine de iş yükümüz azaldı tabii.”

Torun değil çocuk bakıyorum

Leyla Hanım 65 yaşında. Oğlunun çocuğu Yüksel’e 3 yıldır bakıyor. Yücel haftanın 4 ya da 5 gününü tamamen babaannesinde geçiriyor:

“Gelinim mühendis, oğlum yazılımcı. İkisi de yoğun çalışıyorlar. Pandemi sürecinde evden çalıştıkları zamanlarda bile bazen bir 10 dakika duracak vakitleri olmuyordu. O yüzden Yüksel’e genellikle ben evde bakıyorum. Çocuk da buraya kendi evinden daha çok alıştı.”

Bu yoğun temponun zaman zaman kendisini zorladığını söylüyor:

“Bu aslında torun bakmak değil, yeni bir çocuk büyütmek. Çok zaman annesi babası yerine karar vermek zorunda kalıyorsunuz ki böyle bir sorumluluk bence insanı en çok zorlayan şey. Eşim Kemal Bey de yardım ediyor ama o daha çok çekiniyor emanet çocuk diye. Bazen Yüksel de zorlanıyor. Çocuğun tavrından anlıyorum. Annesini babasını özlüyor doğal olarak ama eve gittiğinde de burayı özlüyor. 4 yaşında ve tam kreşe başlayacağı zamanda pandemi ortaya çıktı. Şimdi yavaş yavaş kreşe alışıyor ama yine benim evime yakın bir yerde eğitime başladı. Bana sorsanız ‘böyle bir sorumluluk ister miydin?’ diye, ister miydim emin değilim ama tabii ki çok seviyorum. Bambaşka bir sevgi.”

Bakıcı maliyeti zorlardı 

Ayşen Hanımın kızı aslında annesini yormamak için bakıcı çözümüne başvurmuş ama değişen ve zorlaşan koşullar bu durumu sürdürmesine engel olmuş: 

“Bakıcı ücreti 3 bin lira olmuştu. Zaten pandemi süresinde maaşlarında azalma oldu. Bakıcının gidip gelmesi bir risk haline geldi. Kızım biraz evden biraz ofisten çalıştı. Damadım bir süre işsiz kaldı. Derken eşim Mehmet ‘Toruna biz niye bakmıyoruz’ deyince böyle bir sisteme geçtik. Aslında eşim benden daha meraklıydı bakmaya. Şimdi de daha çok mesai o harcıyor.”

Eşi Mehmet Bey bunun nedenini şöyle açıklıyor:

“Bizim çocuk büyüttüğümüz dönemde ben hem çalışıyordum hem de erkekler çocukla ilgilenmez diye bir algı vardı. Torunum Ada doğduğunda onunla daha çok ilgileneceğime söz verdim kendi kendime. Kızım başta sağlık sorunları yaşadı, sonra maddi sorunlar ortaya çıktı. Açıkçası bir kadının gelip bakması da içime sinmedi. Ayşen’e ‘Ben sorumluluğu alıyorum’ dedim.”

Dediği gibi sorumluluğu da almış, Ayşen Hanım anlatıyor:

“Ben neredeyse sadece yemek yapıyorum diyebilirim. O gezdiriyor, oyun oynuyor. Vakit geçiriyor. 3 yaşında bir çocuğun dünyasına uygun neler yapabilirim diye sürekli araştırıyor. Eşimin bu kadar hevesli olacağını hayal etmezdim. Ben üç çocuk büyüttüm ama o zaman o da yoğun bir mesai içindeydi. Şimdi o da bir çocuk büyütüyor.”