Hayal mi Yoksa Mümkün mü: 40’ından Sonra Kariyer Değiştirmek

40’lı yaşlar… Kimilerine göre “Koca kadın / adam oldun. Artık yaşına göre davran” yaşları, kimine göreyse hayattaki gerçek “kendini bulma” evresi…

Siz hangi taraftasınız bilmem ama 40 yaşından sonra kendine yepyeni bir kariyer yolu açmanın mümkün olduğunu kanıtlayan bu üç ilham verici insanın söylediklerine kulak vermekte fayda var.

Rakamlarla dolu tablolardan, galaksinin gizemlerine yolculuk

57 yaşındaki mali müşavir Fatma Nur Kızıloluk’un hikâyesi hayatı boyunca çok defa değişmiş. Liseden mezun olduğu dönemde, Türkiye’nin 12 Eylül öncesi dönemdeki kaotik siyasi iklimi nedeniyle üniversiteye gidemeyen ve çok genç yaşta evlenen Kızıloluk, lise mezunu ve çocuklu bir kadın olarak hayatına devam ederken tesadüfen haberdar olduğu bir sınavla 27 yaşındayken bambaşka bir yola girmiş. Maliye Bakanlığı’nın açtığı memuriyet sınavını son anda öğrenen ve bir meslek sahibi olabilmek için birçok fedakarlık yapan Kızıloluk, 10 senesi yönetici pozisyonunda olmak üzere tam 20 sene boyunca Maliye Bakanlığı’nda çalışmış. Daha sonra kendi mali müşavirlik ofisini kuran Fatma Nur Hanım, çocuklarını büyütüp kendi hayatlarına göndermenin de iç huzuruyla Antalya’daki sakin yaşamına devam ederken 2014 yılında, yani 52 yaşındayken kendini bambaşka bir yolculuğun kıyısında bulmuş:

“Sosyal ağlar aracılığıyla takip ettiğim karma astrolog Oğuzhan Ceyhan’ın da etkisiyle, kendimi bir anda astrolojiye merak sarmış olarak buldum. Ancak sonradan fark ettim ki aslında astroloji ve spiritüel konulara her zaman ilgim varmış. Hatta kitaplığımda bu konuya dair pek çok kaynak olduğunu bile unutmuşum. Astrolojinin derinliklerine inip beni çok şaşırtan bilgiler edindikçe bu işin eğitimini almaya karar verdim ve 5 yılın sonunda Oğuzhan Hoca’nın takdiri ile karma astrolog olarak ekolden mezun oldum. Astrolog oldum diyorum ama bildiğimiz anlamda günlük burç yorumları yapan ya da sürekli seans alan bir astrolog olmak bana ters geldi ve bu kadar ticarileşmenin bu işin doğasına aykırı olduğunu düşündüm. Bu yüzden şimdilik yalnızca Antalya Aktif Felsefe’de astroloji eğitimleri veriyorum ve sınırlı kontenjanda astroloji danışmanlığı yapıyorum”

50’li yaşlarındayken mali müşavirlik gibi “imrenilen” bir meslekten, bazı kesimler tarafından neredeyse falcılık olduğu dahi düşünülen astrolojiye geçiş yapan Fatma Nur Kızıloluk, bu süreçte çevreden aldığı reaksiyonu şu sözlerle değerlendiriyor:

“Süreç içinde arkadaşlarımdan ve özellikle akrabalarımdan negatif tepkiler aldım. Bu işi dinle ya da batıl inançlarla karıştıran ve hakkımda yanlış şeyler düşünenler de oldu. Ancak bu tür reaksiyonlar elbette bana ket vurmadı. Çünkü yıllarca başka hayatların, hesapların ve rakamların muhasebesini yaptıktan sonra nihayet kendi iç dünyamın muhasebesini yapmaya başlamıştım. Ve bu benim için çok önemliydi”

“Bana bi’ mikrofon verin, size bir şeyler çekeyim”

40 yaşını geride bıraktıktan sonra “bambaşka” bir kariyere adım atan isimlerden biri de 6 yıldır Teve2 ekranlarında yayınlanan Çok Gezenti programı ile geniş bir hayran kitlesine sahip olan Burak Akkul. Çekirdekten yetişme bir mizah yazarı olan ve sonraki yıllarda da kalemi elinden düşürmeyen Akkul’un bir anda kendi televizyon şovunun kahramanı olması ise tatlı bir rastlantıya eklenen cesaretin ürünü. Yani, televizyon programcılığı işini adeta elinde mikrofonla doğmuş gibi ustalıkla yürüten Akkul, bu kariyeri aslında hevesini bastırmak yerine o hevesi “özgür bırakmasına” borçlu:

“1972 yılının Ocak ayında doğdum. 18 yaşında, Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun olduğum yılın yaz tatilinde; sıra arkadaşım olan Erdil Yaşaroğlu’nun kuzeni Varol Yaşaroğlu; kendisinin Güneş Gazetesi’nden tanıdığı bir illüstratör olan Cihat Hazardağlı ile ‘günlük siyasi- aktüel kukla şovu’ yapmayı tasarladıklarını ve bizi ekibe dahil etmek istediklerini söyledi. Zira Erdil ve ben lisenin son iki yılını dergilere karikatür bularak, çizerek (elbette çizen Erdil’di) ve gazetelerin okullar arası mizah, kompozisyon yarışmalarına katılıp ödüllerden harçlığımızı çıkararak geçiriyorduk.

 

Gel zaman git zaman, Varol – Erdil – Burak olarak VEB yazım ekibi, sonra Murat ve Rauf arkadaşlarımızı dahil ederek MR.VEB Yaratım Ekibi’ni kurduk ve 2000’lerin başına kadar onlarca TV programı, şovu ve sahne şovunun yazarlığını yaptık. Hatta bu şovların bazılarında kendimiz de rol aldık.

Ekonomik krizlerden sonra ayrılan ekip kendi başına medya çalışmalarını sürdürdü. Kimi reklamcı, kimi dergici, çizgi romancı olurken; ben tamamen TV yazarlığı ve editörlüğünde kalmayı tercih ettim. Bu konuda ülkenin en eskilerinden biriyim belki de. 2000’lerde 2012’ye kadar sanırım, Kanal D, CNNTürk gibi kanallarda program – şov yazarlığı ve editörlüğü yaptım. Ta ki 2012 yılında Teve2 kanalının kurulacağını haber veren bir arkadaşımın bana tanıtım yazarlığı önermesine kadar. Teve2 tanıtım yazarlığı yaparken “Yahu ben zaten seyahatlere gidiyorum hobi olarak. Siz bana üstünde Teve2 yazan bir mikrofon süngeri verin ben onunla gittiğim yerlerden size bir şeyler çekeyim” dedim. Yani hem iyi niyet hem biraz açıkgözlülük diyebilirim. Kaleyi içeriden fethettim! Kaldı ki 30 yıla yaklaşan medya sektörü tecrübemle söylemek isterim ki; bir görev gerektiğinde siz “civarda” değilseniz, o işi almanız zordur. Kimsenin aklına uzaktaki ya da görmediği biri gelmez.

İşte efendim; yılların tecrübesinin, saha bilgisini ve sektördeki insanlarla iyi ilişkiler içinde olmanın- güvenilir, işini zamanında yapan adam olarak bilinmenin- yararlarıyla 41.yaşımda televizyonda kendi şovum oldu! 6.yılına giren Çok Gezenti’yi – başlarda ayda 1 yeni bölüm iken- şimdi 15 günde 1 yeni bölüm olarak yapmaktayız. Karım Seda Akkul da elbette bu konuda bana çok yardımcı. Zira hayatınızın tamamen içinde olması gereken bir iş “seyahat programcılığı” ve bunu yabancı birileriyle hop oraya git – hop burada kal sonra geri yola çık – şeklinde idare etmek çok zor. Evdeki ilişkiniz de böyle idare olunmaz zaten. 

Umarım 50’li 60’lı yaşlarımda da, hem yollarda ve ama izleyicimin de karşısında olabilirim.”

40’ından sonra şehrin en popüler fotoğrafçısı oldu

Sıradaki hikâye de yine Türkiye’de sıkça duymaya alışkın olduğumuz bir “fedakar anne”nin dönüşümüne dair. Hikâyemizin kahramanı Adanalı Ömür Karabay bugün 47 yaşında ve Karabay, şu anda yaşadığı şehrin en fazla rağbet gören özel gün fotoğrafçısı olarak biliniyor. Öyle ki doğum yapmaya hazırlanan anne adayları / yeni doğan anneleri ve evlilik hazırlığı yapanlar Adana’da ilk olarak Ömür Karabay’ın kapısını çalıyor.

Tabii 40 yaşından sonra gelen bu başarı asla tesadüf değil! Çünkü Ömür, kişisel bir keyif olarak başladığı fotoğrafçılık hobisine, taşıdığı doğal yeteneği katmanın yanı sıra zorlu bir öğrenme sürecinden de geçmiş.

“O dönem bir spor salonunda yöneticilik yapıyordum ve kızlarım üniversite çağına gelmişti. İşimden çok memnun olmasam da para kazanmam gerekiyordu ama aklımda her zaman kendi işimi yapma fikri vardı. Hep söylerim, siz odağınızı nereye çevirirseniz hayat mucizevi şekilde sizi oraya yaklaştırıyor. Benim için de aynısı oldu! Kızıma hediye aldığım ama bir süre sonra bir kenara attığı fotoğraf makinesi ile başlayan fotoğraf çekme hobim, ‘Ben bu işte nasıl daha iyi olabilirim?’ diye sorgulamamla 40 yaşımdan hayalimdeki mesleğe dönüşüverdi”

Tabii hikâye ilk anda kulağa çok romantik gelse de, Ömür Karabay bu yolda ciddi fedakarlıklar yapmak durumunda kalmış. Sayısız eğitime katılmanın yanı sıra, aylar süren araştırmalar yapmak Karabay’ın hayatının bir parçası olmuş.

“Fotoğrafçılığı teknik olarak öğrendikçe, biraz da etrafımdakilerin itelemesiyle özel gün fotoğrafçılığına geçiş yaptım. Çünkü kendimi bildim bileli detaylarla aram çok iyiydi. Öyle ki pasta yaparken veya duşakabini temizlerken bile detaylara çok önem verirdim. İşte bu detay düşkünlüğüm ve en sonunda kendime itiraf ettiğim estetik yeteneklerim önümde yepyeni bir yol açmış oldu. Ancak iş bununla bitmedi! Örneğin kiramı bile zorlukla ödediğim zamanlar geçirirken uzun zamandır eğitim almak istediğim Rus bir fotoğrafçının İstanbul’da verdiği eğitime katılmak için kredi bile çektim. Ancak geriye dönüp baktığımda iyi ki yapmışım ve iyi ki bu işin peşinden koşmuşum diyorum. Çünkü bugün, Adana gibi bir şehirde uluslar arası standartlarda işler yapabiliyor ve dünyanın en masum meleklerinin birbirinden güzel fotoğraflarını çekme şansını yakalayabiliyorum”